Yüzünü açtı civan,
Gösteriyor her zaman;
Yolu tutmuş bırakmaz,
Yedi başlı bir evran.
Teslim edilmiş cinan,
Bekçi edilmiş yılan;
O kapıdan giremez
Nefse aldanmış insan.
Dilber ediyor eli (1),
Ordan etmiş tecelli;
Aklına uyan kimse,
Gitmez, ister teselli.
Varmağa etse niyet,
Dilber etmez mi himmet…
Oradan yürümeğe
Lâzımdır teslimiyet.
Evvelâ bu hâl ister,
Yürü, sadakat göster;
Eğer azimkâr isen
Hak seninle beraber.
Sen (Emre), oraya koş,
O hal geldi ise hoş;
Tecelliyi görünce
Seni eyledi sarhoş.
Gördün: gönülde durur,
Onunçün oldun mahmur;
Hâle kanaat etme,
Başka hâl etmez zuhur.
Bu hâl de bulsun zevâl,
Çıkan sözden ibret al;
Sevdiğin yerde kalma,
Hiç nasib olmaz visal.
Visalin yok adedi…
Her bilen, böyle dedi;
Yolda durak yapanlar
Dostu üryan görmedi.
Ahmet der: “mâarefnâk”…
Hiç cevher olur mu hâk?
O şâhı koyacaksan,
Sen gönlünü eyle pâk.
Görün (2), etsen tenezzül,
Gelsin, otursun, sen öl;
Dost gelip oturalı
(Emre) yanmış olmuş kül.
Bütün ayaklar basar,
Çünkü onda hikmet var;
Basan ayak altından
Bu (Emre) onu arar.
(1) El etmek = çağırmak.
(2) Görünğ = görürsün. 2.12.1945