Yol geçiyor buradan,
Takdir etmiş yaradan…
Senin yüzünü gören,
Görmez aktan karadan.

Ağlayıp seni bulam,
İbret eyledin Mevlâm! (1)
Aşka düşmek lâzımdır,
Ferah etmiyor kelâm.

İlim etmiyor ferah,
Aşk etmeyince âgâh;
Kuvvetli ikrar lâzım,
Böyle bilinir Allah.

Acı geçmeli cana,
Görmeli yana yana;
Teslim ol, vuslat eyle,
Hiç güvenme irfana.

Hâli böyle Dilber’in,
Bu hâl gayetle derin:
Dünyadan, tatlı candan
Olmamalı haberin.

Aşkın olmalı külü,
Aklın da olsun ölü…
Bil ki böyle kokuyor,
Gönül ilinin gülü.

Bu gül, böylece biter,
Kokusu daim tüter;
Herkesler el sunamaz,
Koku alır nefse er.

Acaba kokular kim? (2)
Koparır nefse hâkim;
(Emre), bu zevki alır,
Yanmış bir “kalbi selîm”.

Tarsus:


(1) Mevlâm! beni, başkalarının ibret alacağı bir hale getirdin.
(2) Bu gülü acaba kim koklar? Kokular = koklar. 6.1.1945