Yârab! neler geldi bu başımıza…
Melekler birikti, gözyaşımıza;
Aşktan gıdâ verdi, bizi Yaratan,
Aldık, karıştırdık, aşk aşımıza.
Yeriz, karışıyor, damarımıza,
Zehirler oluyor, inkârımıza;
Îmân ile küfür, hepsi bir oldu,
Yardım ediyorlar, ikrârımıza.
Sorsalar, bilmeyiz, bize ne oldu?
Canımız, kanımız, onunla doldu;
Nefsimiz kendini, gaaibettiyse,
Mâşuk denileni, kendinde buldu.
Her yüze, ışığı, dâim yayılır,
Gönül gözü ile, gören bayılır;
Mânevî güneşte kesret olur mu?
Tek bir varlık olan, nasıl sayılır?
Kalmadı isyanla, itirâzımız,
Bütün gönül, oldu, bir Hicazımız;
Dürülü bükülü, kitap mı olur?
Canlandı, okunur, şükür, yazımız.
Baksak, kalpten verir, her dâim cevap,
Anlayıp bilmekmiş, en büyük sevap;
İç gözü açılan, her dâim zevkte;
Âmâ olan çeker, durmadan azap.
Görünce dirildik, tekrar ölmeyiz,
İçimiz ferahtır, dıştan gülmeyiz;
Yanan ateş ile, bir oldu, nurlar,
Karanlık kalmadı, siyah bilmeyiz.
Güneş misâl olsun; bilir mi gece?
Mânâ anlaşılır, Onu görünce;
(Ümmülkitab) denir, târîf olana
(Emre) durmaz okur, eylemez hece.
Âriflere, bu söz, isyan değildir,
Kalbleri açıktır, zindan değildir;
Cümle varlığını, eyledi teslim,
Azapsız kalmıştır, pişman değildir.
Zapteden: Fuzûle Emre
Saat:11.45
8.2.1956