Vay benim başıma, nedir bu gelen…
Durmadan gam çeker, her dâim gülen;
İstirâhat etmek lâzımken bana,
Hizmet-etmek oldu, kalbimi delen.

Gelin, torun der ki: gel, beni salla!
Yorgunluk geliyor, ığrarken, kola; (1)
Başa gelenleri, çekmek lâzımdır,
Neler nasîb-eder, Yaratan, kula…

Buradan geçiyor, hayâtın yolu,
Bilmem, ön tarafta, lûtuf mu dolu…
Yürürken seyrettim, ben doyamadım,
Arka tarafları, sağ ile solu.

Bilmem hayâl midir, bilmem düş müdür?
Bu iki gözlerim, hep görmüş müdür?
Geçtiği yerleri, unuttu gönlüm,
Boynunu huzûra, bak, eğmiş midir?

Bunların şerriyle haşretme beni
Kalbim zikrediyor, Yârabbî! seni;
Gönderdin, takayım, kendikendime,
İçine düşmeden, alıp kefeni.

Bilirim, bu ömür, bâkî değildir,
Gaayetle tamahtır, sahî değildir;
Doldur kadehini, ver de, içeyim,
Çeşitli şerri var, takî değildir.

Eğer gaafil bulsa, yolumu keser,
Dâim âciz kalır, bunlardan, beşer;
İki heybesini atmış omzuna,
Ağzıyla berâber, o doldurmuş şer. (2)

Taksîm-etmek için, her yana bakar,
Zehirli şerbeti, çok acı kokar;
Öyle bir yılandır, var yedi başı,
Zâlim, fırsat bulsa, diliyle sokar.

Gelir, mahkûm-eder dâvâ olanı,
Bu iki dünyâda yuva olanı;
Merâk-etme sakın, sen dahî (Emre)!
Bunlar azdıramaz takvâ olanı.

Zapteden: Hafîze Akiz
Namrun, Saat:18.50


(1) Iğramak = Sallamak.
(2) Ağzıyla beraber = Ağzına kadar. 23.8.1957