Unuttum dünyâyı, aşka uyunca,
Hazmettim hülyâyı, takıldı kanca;
Her yerde seyreder, iki gözlerim,
Mânâ Leylâsıdır, okutur Hoca.

Alır da okurum, Ondan, dersimi,
Kulağım işitmez, başka isimi;
Beynimin içine, çekilmiş durur,
Her gözler göremez, Onun resimi.

İçimden söylüyor, durmadan, dili,
Herkesler işitse, diyecek: deli;
Öyle bir müşküldür, yazamaz kalem,
Akılla, fikirle, edilmez halli.

Gençlikte dokundu, büktü belimi,
Yüzüne bağladı, geldi, elimi;
Konuşamaz oldum, dünyâ sözünü,
Kendisi söyletir, durmaz, dilimi.

Ayaklar altına, toprak eyledi,
Hazan gibi, düşen yaprak eyledi;
Bir zaman uçardı, Arş-ı Âlâda,
Eritti, çürüttü, alçak eyledi.

(Men aref), sırrında, eyledi gaaip,
Verilen benliğe, olamam sâhip;
Derdimi anlatsam, gelmez kaleme,
Akıllar yetmiyor, olur acâip.

Ferhâd’a uğradı, deldirdi dağı,
Gözyaşları, oldu, Seyhun ırmağı;
(Kayıs), mecnun oldu, Leylâ yüzünden,
Üryan büryan gezdi, o, dört bucağı.

Kimisini etti, zelilden zelîl,
Çoğunu, okutup, Mevlâya delîl;
Zelîhâ, görünce, Yûsuf yüzünde,
Yedi yıl ağlatıp, eyledi alîl.

Dokanıp, yanmıştır, nice saltanat…
Kimine devlettir, kimine afat;
Bu yolda yok olmuş, nice yüzbin baş…
Tozlara karışıp, yokolmuş hayat.

Çok başlar kesilir, saranı olmaz,
Darmadağın olur, duranı olmaz;
Bu (Emre) yanıyor, ateşler gibi,
Hâline acıyıp, soranı olmaz.

Zapteden: Fuzûle Tezcan
Gaziantep – Saat:15.15


7.8.1956