Seni bilmez kendi canını bilen
Vücudunda gezen kanını bilen,
Şeş cihet denilen yanını bilen;
Sana âşık, unutur dünyasını.

Sana hayran olan, âşıklarındır,
Gece gündüz daim yanıklarındır,
İsmail gibi kurbanlıklarındır;
O unutur dünyanın hülyasını.

Halil bildi, İsmail’den geçince
Musa bildi, Hızır suyu içince,
Cercis bildi, inkâr eden biçince;
Razı olur, kim sever Mevlâsını.

Şimdi kıymaz biz gibi âşıklara,
Eğer kıysa, gönülde yapar yara;
Sevdik, bildik; düşürmedi inkâra,
Makam kurdu gözlerin cilâsını.

Gözümüzdür seyredenin aynası,
Bakan, yıkar yüzünde olan pası,
Kendisini seyir eder doyası,
Akla koymaz boşluğun bâlâsını. (1)

Arıyanlar yeri, göğü bıraka,
O Dilberi görmüş yüzüne baka; (2)
Gökte uçan hiç rasgelmiş mi Hakka?..
Aşka yıktır sofuluk kalasını. (3)

Mecnun’a göründü Leylâ yüzünden,
Ferhad’a göründü Şîrîn sözünden;
(Emre) görür görenlerin gözünden,
Çünkü koydu gayrının sevdasını.


(1) (Boşluğun bâlâsı) ndan maksat göğün en yüksek tabakasıdır. Yani, irfaniyet sahibi olanlar Allahı gökte aramaz, diyor.
(2) O Dilberi görmüş olan bir insanın yüzüne baksın, orada bulsun.
(3) Kala = Kal’a = kale. 8.12.1944