Sana tutulanın, gelmez uykusu,
Eritir benliği; akar, olur su;
Canını, tenini, aklına koymaz,
Unutur, düşünmez, ârı, nâmûsu.
Gözlerinden oldu, ağlayıp, Yâkup,
Aşkına tutulan, olur mu mağlûp?
Hasret ateşine, düşüp yanınca,
Mısır’dan çağırdı, duyanı, Mahbûb.
Sığındık Yârabbî! bu nasıl belâ?
İçine gizlenmiş ateşin, Mevlâ;
Gam ile hicrânı, yoldaş ediyor,
Âdeti böyledir, sevdiği kula.
Öldürmek mi acep, yakmak mı zoru?
Görenin gözleri, olmuyor kuru;
Gözü rastgelene, bilmem ne olur:
Durmadan yağıyor belâ yağmuru.
Sana tutulunca, ne oldu Mûsâ?
Delîl olmuş idi, bir kuru (Asâ);
Nice zahmet çekti, birçok peygamber…
Çarmıha gerildi, Hazreti Îsâ.
(Hırâ) dağlarında, Hazreti Ahmed,
İnleyip çekerdi, bilinmez zahmet;
Dileği, Mevlâdan, gece ve gündüz:
Yağdırmak isterdi, âleme rahmet.
Merkez-i kâinat; (İrfan) ondadır,
Secde ettiğimiz (İnsan), ondadır;
Yaratılan kula, isterdi himmet,
(Rahmânürrahîm)dir, (Rahman) ondadır.
Âşık ol da seyret, ırak değildir,
Bindiği, (Aşk) idi, (Burak) değildir;
Bir taraftan söyler, bir yandan dinler,
İşiten (Vicdan)dır, kulak değildir.
Tecellî eylerdi, bâzı, çobandan,
Geçenler görüyor, (devr ü zaman)dan;
Söyleyen, dinleyen, değildir uzak,
Şimdi (Emre)dendir, değil yabandan.
Zapteden: Ş. Uçkan, M. Arzık, A. Altınören.
Namrun, Saat:?
21.7.1959