Salladığım beşik, nûra karışık,
Her yanı karanlık, ortası ışık;
Seni anlayalı, kalmadı düşman,
Yetmişiki millet, oldu barışık.

Onlara, bir gözle, âriftir, bakan,
Tek vücûd-olana, var mıdır düşman?
Bu hâle düşenler, değil mi ferah?
Ne kadar güzeldir, Yârab! bu insan…

Her şeyler sıfâtın, (âdem) Zâtındır,
Okuyup görene, hurûfâtındır;
(Nûn velkalemi)dir, durmadan yazar,
Seni târîf eden bir âyetindir.

Dönüp de edersen, başka bir hesap,
Her taraftan sarar, şiddetli azap;
Bilmem nasıl, tahsîl-etmesi güçtür,
Oku da kurtarsın, bu Canlı Kitap.

İkmâl-edenlerde, kalır mı teşviş?
Tefekkür edene, böyle verilmiş;
Bilinmez lezzettir, yoktur târîfi,
Yüzbinde birisi, bu hâle değmiş.

Temâs-edenlerde, kalmadı varlık,
Gönül zindanında dahî karanlık;
Tek meşrep lâzımdır; yol burdan gider,
Sâdık olanlara bu kapı açık.

Zapteden: Zâkir Akiz
Namrun, Saat:19.35


18.8.1957