Sabahtan kalktım da, gördüm bir Güzel,
Ben canımı verdim, kaşına bedel;
Göz ile göremem, cismi lâtîftir,
Târîf eyleyemem, candan, etti el.

Aşkı beni sardı, tûfâna benzer,
İhâta eylemiş, her cana benzer;
Aynaya bakınca, Ona karıştım,
Gözümden görüyor, O bana benzer.

Her gözden görüyor, lezzet Onundur,
Tevâzu’ Sultânı; izzet Onundur;
Darda kalır isem, gelir, yetişir,
Hızır-İlyas mıdır, himmet Onundur.

Ondan celbediyor, Cibrîl-i Emîn,
Sehâ, ediliyor, Yüzünden, te’mîn;
Öyle bir yoldur ki, senden sanadır,
İmkân yok geçilmez, vermezse izin.

Yürürken, alıyor, tatlı canı, baç;
Gözünün önünde, edilir haraç;
Temâs-eyleyince, hayat kalmıyor,
O hâle diyorlar: (İşte bu, Mîraç!)

Kim geri dönerse, kalır ümitsiz,
Mahrûm, damla kalır, olamaz deniz;
(Emre), bakar bakmaz, oluyor bir lâl,
Onun için yoktur, ne siz, ne de biz.

Bütün konuştuğu, (hâl lisânı)dır,
Duyup dinleyenler, aşk insanıdır;
Gelip gösterseler, dünyâ malını,
Ne duyar, ne görür; çünkü fânîdir.

Anca işitirler, çıkan sesini,
Seyredip görürler, bir gölgesini;
İçinden dışına çıktığı zaman,
Herkesler görüyor: yüzü isini. (1)

Zapteden: Hafize Akiz
Namrun, Saat: 9.30


(1) Kendi yüzünün isini. 25.8.1957