Öğelim biz kahveyi,
Burda pişiyor iyi
Rengi siyahtır amma,
Biz içeriz nur deyi. (1)

Kahve Yemen’de biter,
Dalında bülbül öter;
Bu âşık Mustafa’ya (2)
Beş fincan versen yeter.

O bakmaz karasına,
Yarar Dost yarasına; (3)
İçtikten sonra düşer
Derdinin çaresine.

Öğdüm, âşıklar yazar,
Onlarda Hak aşkı var.
Onlar, Mâşuklarına
Hep ederler âhuzar.

Çünki geldik Tarsus’a
Dirildik, olduk İsâ;
Mevlâ aşkına düşen
Yanıyor nasıl susa… (4)

Durmaz bu aşkı bulan,
Yanıyor âşık olan;
Gece gündüz âheder
Dilbere hayran olan.

Görürse kalmaz keder,
Göremezse ah çeker;
Bu hasretin ateşi,
Yaradan! zormuş meğer.

Yanar bu sözü duyan,
Allahtan ister ihsan;
Bu (Emre) nin gözünden
Hasret için akar kan.

Görmiyen eder inkâr,
Şükür olsun, görür Yâr…
Sevdiğimin hasreti
Yüreğime eder kâr.

Oluyor dilik dilik,
Birkaç yerinden delik;
Onunçün boynum eğri,
Ebedî (5) durmuyor dik.

Eğridir, Allah görsün,
Neyleyim, etti mahzun;
Âh, bu âşıkın âhı,
Her tarafta olsun ün.

Aşktan aldı yarayı,
İster, olmasın iyi;
Bu (Emre) çok yanıyor
Yâr’ı göreyim deyi.

Tarsus:


(1) Deyi = diye.
(2) O zaman Belediye Tahsilât Şefi olan Bay Mustafa Özbakır.
(3) Dost’un eliyle açılmış yarayı iyi eder.
(4) Susa = sussun.
(5) Ebedî = “aslâ, kat’iyyen” mânasına. 6.1.1945