Nurlar fışkırıyor, Hicaz mısın sen?
(Salât-ı Dâimûn) namaz mısın sen?
Tecellî edince, kalmadı benlik,
Acep afat mısın, muraz mısın sen?

(Kaabe Kavseyn) derler, iki kaşındır,
(Arş-ı Âlâ) derler, senin başındır;
(Âb-ı Hayat, Zemzem, Hakîkî Şarap):
Gözünden damlayan mânâ yaşındır.

Sende fânî olur, yönü dönen kul,
Aşkına düşeni, eylersin makbûl;
Ne kadar çeşitli, elvânın çoktur,
Hangisi yakındır, kese olan yol?

Sâdık olanlara, derman verirsin,
İrfâniyet ile, îman verirsin;
Cenneti, hûrîyi arzû edene,
İçinden çıkılmaz güman verirsin.

Yetmişiki hicap, verdin her kula,
Onları sevenin, hâli ne ola?
Yüzünden perdeyi, sen kaldır da at,
Nedâmet nârından bunlar kurtula.

(Yehdiyallah) dedin, hem (limen yeşâ’);
Cehennem var dersin; yakmazsın, hâşâ!
Deryâda kir olmaz, suçları nedir?
Affeyle, gelsinler, hep koşa koşa.

Seni düşünenin, kalır mı kiri?
Acep hiçbir huydan, oldun mu berî?
Eyleyip de eden, sen değil misin?
Ne kuvvete mâlik, et ile deri?

(Emre) yalvarıyor, gel, sen eyle af,
Mektubu Zâtındır, (Emre)liği zarf;
Sevip yok olalı, kalmadı günah,
Kül, tekrar yanmaktan, tutulur muâf.

Zapteden: Neş’e Kayalıyük
Gaziantep Saat: ?


2.8.1956