Nice harap yerler, olmuş kâşâne…
Nice çok saraylar, olmuş vîrâne;
Ortada yanıyor, görünmez bir mum,
Bizi ona ettin, dönen pervâne.
Dışarı çıkarsak, oluyor zindan,
Seni seyreylemek, olmuyor imkân;
Bizleri birçoğu, dâim ta’neder,
Gaafil! iyi seyret, hâlî mi meydan?
Görüşüp, sevişip, bir can olmuşuz,
Bizi katra görme, ummân-olmuşuz;
Dışımız görünür: âciz, bîçâre,
Şifâ bulmaz derde dermân-olmuşuz.
Bize tâbi’ olmuş, nice felekler…
Hayrân-olmuş, bakar, dâim, melekler;
Her küre dönüyor, bir karâr-üzre,
Hareket emrini, bizlerden bekler.
Bizleri bilmiyen, sanırlar sefil,
Tahsilsiz zannedip, sanırlar câhil;
Mevlâdan öğrendik, konuşuyoruz
Süleymanlar ile, bilinmedik dil.
Kuş ile konuşur lisânımız var,
Ebedî bitmedik ihsânımız var;
Alan, ulaşıyor Arşı Âlâya,
Semâdan seyreden insanımız var.
(Tûr) dağı üstünde, olmuşuz (Ankaa),
Gözümüz bitişmiş, Emreden Hakka;
(Nûn velkalemi)dir, durmadan yazar,
Dilimiz, ağzımız, olmuştur hokka.
Bizi bilenlere, yazarız mektup,
Alıp okuyanlar, olamaz mahcup;
Âdem’i aldatan Şeytan bizdedir,
Bize gaalip değil, her vakıt mağlûp.
Onlar ile ülfet, er adam kârı;
Bizim ile sohbet, her adam kârı;
Yetmişbin hicâbı, yaktık ateşe,
(Çeşitli huylara ser adam) kârı.
Almak isteyene, bizdedir destûr,
Bilip tutar ise, gelip de huzûr;
(Emre)den söyleyen, (Settârül’uyûb),
Her sevdiklerinde, bırakmaz kusur.
Zapteden: Fuzûle Tezcan.
Gaziantep – Saat:10.45
25.8.1956