Neyleyim, o Yâri, gözleri görmez,
(Allahüssamed)dir, yere bükülmez;
Bir gül yetiştirdim, gözler görmedik,
Nebat-çiçek gibi, yere dökülmez.

O Bahri Ummâna, boşa dalmadım,
Cevheri topladım; boncuk almadım;
Dünyâda gezerim, değilim gaafil,
İçinde yaşarım, yerde kalmadım.

Âşıkın mekânı, yüceden yüce;
Güneşleri batmaz, hiç olmaz gece;
Işığı nurdandır, sâdıklar bakar,
Gözden mâzûr olur, gaafil, görünce.

Sözünü duyarsa, sıkılır canı,
Dünyâyı sevenler, neyler Cânânı…
(Temennevülmevte in küntüm sâdık): (1)
Dâvet edilirse, kuruyor kanı.

Mevlâ söylemiştir: (Hayvandan adall);
Suâl edilirse, (ettim, der, amel);
Varlık ile olmaz bu (kalb-i selîm),
Böyle söyleniyor, ebedî, ezel.

Yönünü dönene: (soyun!) demişler,
Bu da böyle Haktan, oyun, demişler;
İbrâhim anladı, eyledi fedâ,
Oğlu İsmâîli, “koyun” demişler.

Ölüm dedikleri, beden değildir,
Teni burda koyup, giden değildir;
Bu sırrı bilmeğe, (Yokluk) lâzımdır,
Türlü mehâretler eden, değildir.

Mümkün değil, olmak, sâf olmayınca,
Benliğin günâhı, affolmayınca;
Tatlı (Cemâlullah), seyrân edilmez
Kaşlar ile bu göz, (Kaaf) olmayınca.

Yine (Emre) söyler eğri ve büğrü,
Nasıl uyandırırsın anadan körü…
Ehlini arayıp, varıp, çözdürmez
Üç yere basılmış sırlı mühürü.

Zapteden: Neş’e Kayalıyük, Ayten Kutkan.
Saat:3.45


(1) Eğer sâdıksanız, ölümü temennî ediniz. – Âyet. 12.10.1956