Neden meyyâl oldun, fânî cihâna?
İki kapılıdır, benziyor hana;
Hançerini sokmuş – merhameti yok,
Çünkü çok gaddardır – adetsiz cana.
Senden olmaz ise, imdâdı yoktur,
Târîf etmek için, bir adı yoktur;
Uyandır dimâğı, lezzetine bak:
Balı zehirlidir, hiç tadı yoktur.
Yiyenlere baksan, olmuşlar ölü,
Zâlim, parçalamış, çok gaafil gönlü;
Mugaylân dikeni, açmıştır çiçek,
Uyuşturmak için, kokuyor gülü.
Kalbleri koparmış, zâlim, gülerek,
Tamu zebânîsi; olmuştur melek;
Gözünde yanıyor, şiddetli ateş,
Çoğu tutuluyor, onu bilerek.
Nice sarayları, etmiş vîrâne,
Yıkılıp kalmıştır, birçok kâşâne;
Yılan gibi yutar, doğurduğunu,
Bütün tesellîsi, dâim bahâne.
Ne hikmettir Yârab! ona koşarlar…
İçine girince, bakıp şaşarlar;
(Emre)! sen seyreyle, ârif olana,
(Yâhû Gediği)ni, bilip aşarlar.
Nişan bırakmıştır, birçok saltanat…
Her tarafı dolu, görünür afat;
Üstüne çıkarsa, geçer eline,
Ebedî yaşatan, o tatlı hayat.
Zapteden: İhsan Yöntem
Namrun, Saat: 18.45
3.8.1959