Ne kadar zor imiş, âşıkın hâli…
Kimisi arsız der, kimisi deli;
Tâ öteden beri, böyle söylenir,
Anlaşılmaz olmuş Hakkın emeli.

Acep, bir gül açsa, bürüyor diken,
Çiçeğinden evvel, odur görüken;
Kurulmuş kaanundur, sabretmek gerek;
Böyle timar eder, Alıp da Eken.

Hazîne dolusu sabırlar lâzım,
Gaayetle zorumuş, eylemek hazım;
Bâzısı dayanmaz, eder îtiraz,
Hakîkat âşıkı der: Bu, murâzım.

Ona adım atmak, benzer ataşa,
Niyet eder etmez, birikir başa;
Sabrı olmayanlar, geriye döner,
Âşıklar yürüyor, hep koşa koşa.

Böyle emreylemiş, ezelden, Hudâ,
Canını eylemiş, âşıklar, fedâ;
Ehli dünyâ olan, şikâyet eder,
Yanıp aşka düşen, çıkarmaz sadâ.

Yârab! ihsân-eyle, acı, tahammül,
Kolay dayanır mı, anlasa, gönül…
Varlıkla gidene, gaayetle zordur,
Meğer ki yanıp da, olmalıdır kül.

(Emre) anlamıştır: senden fırıldak; (1)
Âşıkına acı, yüzlerine bak;
Sana erişenler, âkıl-i dânâ;
Ne bilir ilmini, dünyâda ahmak?

Arzû ile emel, kesmiş yolunu,
Nefis bağlamıştır, onun kolunu;
(Emre) idrâk etti, dâimâ ferah:
Mevlâ kabûl eder sâdık kulunu.

Zapteden: Vasfiye Değirmenci.
Saat:15.50

Not: Gaziantep – Adana treninde doğmuştur.


(1) Fırıldak = Mekr, hîle dalavere. 9.9.1956