Ne eyledin, Yaratan?
İçimize doldu kan;
İçten bakışlarına,
Nasıl dayansın bu can…
Yaktın, eyledin mahmur,
Neler ediyor zuhûr…
Kipriğin cana battı,
Çıkmıyor, orda durur.
Dâim akıyor kanı,
Bu mudur Dost ihsânı?
Bildim, çâre bulunmaz,
Getirseler Lokmânı.
Başka yoktur tadımız,
Hep budur murâdımız;
Bir daha bakmaz isen,
Kesilmez feryâdımız.
Acebâ Leylâ mısın?
Yaratan Mâvla mısın?
Bu nasıl tatlı ateş?
Çok serin yayla mısın?
Aşk mıdır, sevdâ mıdır?
Naz mıdır, edâ mıdır?
İçten içe konuşur,
Sır mıdır, sadâ mıdır?
Doymuyoruz, gelir az,
Mânevî oldu Hicaz;
Bu derdi bilmiyenler,
Tavsiye eder namaz.
Hak, bizimle berâber,
İçinden verir haber;
Kaşlarının ortası,
Âşıka olmuş Minber.
Durmadan, okur hutbe,
Benzer nurdan mektebe;
Duyup da seyredenler,
Varlığa eder tövbe.
Yârab! bu nasıl kitap?
Yazmaz günahla sevap?
Orada Mevlâ, imam,
İnsan yüzüdür Mihrab.
Âşık, eğemez boyun,
Kılar salât dâimûn;
Kimi kılar dışından;
(Emre)! Hudadan oyun.
Bu da böyle bir esrâr,
Görünce, alır ikrâr;
Kimi bulur canında,
Kimi semâdan arar.
Zapteden: Neclâ Yöntem, Şenay Uçkan, Sait Doğan.
İstanbul, Saat:23.00
16.10.1959