Her yerde söylenir, kahvenin sesi,
Nûr olanın, olmaz, aslâ gölgesi;
Kavururken, çıkar, güzel nefesi;
Biz dâim içeriz, canlı kahveyi. (1)
Dumanı Mevlâdan; durmaz dolanır,
Tadını bilenin, ağzı sulanır;
Beyin hücreleri, bozuk olanın,
İştahın yerine, döner, bulanır.
Yetişen ağacı, (Tûbâ)ya benzer,
Öyle bir mescittir, (Kubâ)ya benzer;
Çokları, görerek, secde eylemez,
Toprağı bakanlar, hebâya benzer.
Tadını bilmiyen, alsa bir yudum,
Onu seyretmekten, hiç olmaz mahrum;
Canından geçiren, pervâneleri:
Doğru ateş alan, ışıklı bir mum.
Sözümden anlamaz, candan geçmiyen,
Sevdiği nefsinden, bıkıp, göçmiyen;
Bir kadehtir, durmaz, eller dolanır,
Mahmûr olur mu hiç, alıp içmiyen?
Fedâ etmek lâzım, kahveye, canı,
Bir pula satmadan, iki cihânı;
Nice yüzbin kerre, adetsiz eflâk,
İçindeki mahlûk, öğer fincanı.
Yuvarlanıp, olmuş, Mevlâya (Kürsü),
Hicaz perdesidir, onun örtüsü;
(Emre)nin kanından, nakşeylemişler,
Bozulup kaybolmaz; meydanda süsü.
Zapteden : Selim Akgül.
Saat:9.45
(1) Emre, birinci dörtlüğü okuduktan sonra, herhangibir sebeple âlemi farkagetirilmiş; onun için de müteâkip dörtlüklerin kafiyesi başka tarzda zuhûr etmiştir. 24.3.1955