Görünüyor gönüller,
Bilmiyen bize güler;
Gördüğümüz denilse
Cihan öldürmek diler,

Nasıl edeyim siper, (1)
İçten geliyor haber…
Acı, tatlı her varlık
Gören ile beraber.

Böylece muhittir Hak,
Dahi yüksekle alçak; (2)
Nizam budur, kıyılmaz:
Her canla olduk ortak.

Nizamı kuran Rahman,
İğva eyliyen, şeytan…
Hiç benden ayrılmıyor,
Benimle durur her an.

Kimisi bana deri…
Onlar saklar cevheri;
Takva yolu tutmıyan,
Hiç giremez içeri.

Ayrı değil fücûrat; (3)
Lâyık değildir memat; (4)
Takvâ yolundan gider,
Lâyık olana cennât.

Bir görünüyor, ayrı… (5)
Böyle söylüyor Tanrı; (6)
Birisi şer gösterir,
Biri gösterin (hayr)ı,

Biri götürür körü
Hakka âsi münkürü; (7)
(Emre), yürü takvâdan,
O yol istiyor “hür” ü (8)


(1) Nasıl saklıyayım. Saklamak elimden gelmiyor.
(2) Alçağı da, yükseği de Allah böylece muhittir.
(3) Kur’anın yasak ettiği şeyler, yani fücûrat da ondan ayrı değildir.
(4) Lâkin fücûrata meyyal olanlara “Mûtû kable en temtû” sırrına maznar olmaya lâyık değildir.
(5) Onlar bir görünüyorlar amma ayrıdırlar.
(6)(Merecelbahreynî yetakıyân, beynehümâ berzahun lâyebğıyân – Rahman Suresi, 19-20.
(7) Münkirî.
(8) O yol, elinden tutulmağa muhtaç olmıyanlar, hür kimseleri istiyor. 27.12.1944