Erzurum dağları, ne kadar yüksek…
Bembeyaz karları, sanki bir ipek;
Çifte minâreli, bir eseri var,
Birçok mîmarları, çekmiştir emek.

Damlar ile taşı, buzlar donmuş hep,
Yediyüz yıl evvel, yapılmış mektep;
Kışın ortasında, bizi gezdiren,
Bir dostun hasreti, olmuştur sebep.

Neler nasîbetti, Hazreti Allah…
Erzurum eline, ettirdi seyyah;
Koca bir ovayı, buza belemiş,
Bir karış toprağı, kalmamış siyah.

Durmadan düşüyor, hep burçak burçak,
Buzlara kesiyor, enginle alçak;
Eriyip sallanıp, tekrar donuyor,
Duvarlar üstünden, çeşitli saçak.

Kimisinin şekli, benzer heykele,
Kimisinin rengi, çeşitli güle;
Camlardan görünür, nice manzara,
Tabîat nakşıdır, değmemiş ele.

Bâzı, şekil almış, sanki bir bulut,
Bâzıları donup, olmuşlardır put;
Lâmba zıyâsından, ışık alarak,
Dışardan bakarsan, görünür yâkut.

Kimisi benzemiş, coşkun denize,
Bâdem gibi duran, bir elâ göze;
Hayvânat şeklinde, boynuzları var,
Koç, koyunlar gibi, güzel, öküze.

Bâzısı sivrilmiş, Kaf dağı gibi,
Cenneti Âlânın, gül bağı gibi;
Birçoğundan acîp yazı görünür,
O (Şecerülhuld)ün yaprağı gibi.

Kimisi yuvarlak, kimisi uzun,
Göstermeye sebep, o Tırabuzon;
Her ne kadar (Emre), târif ederse,
Bilinir mi sırrı, görünen buzun?

Bindokuzyüzelli-beş, oldu, Ocak,
Biz gideriz, târih, böyle duracak;
Dünyâya gelenler, durur mu bâkî?
İlâhî kaanundur, hâli kalacak.

Zapteden: Selim Akgül.
Saat:1.35

Not: Erzurum’dan hareket edildiğinde, trende doğmuştur.


5.1.1955