Enginli, yüksekli, Namrun’un dağı,
Çamlık, katıranlık, hep dört bucağı;
Var nice ârifi, seyrân ediyor,
Deprenmez oluyor, dili, dudağı.

Mânevî hâlleri, ediyor zuhûr,
Bir zaman cihâna, olacak meşhur;
İçinden kâmiller, gelmiş de geçmiş,
Kokular saçılmış, hâlâ duruyor.

Gözümüz açılsa, baksak yüzüne,
Kulağı da versek, mânâ sözüne;
İnsanın, geçiyor tatlı lezzeti,
Teslîm olanların, dâim özüne.

Her dâim mevcuttur, bahârı, kışı,
Zıyâ neşrediyor, toprağı, taşı;
Eğer düşünürsek, kalbi deliyor,
Gülüşleri ile, tatlı bakışı.

Ciğerim dolaştı, Onun rûhuna,
Bilmem lûtuf mudur, kahır mı bana?
Bin canım olsa da, fedâ eylesem,
Yüzünü seyretsem, ben kana kana.

(Emre) çok söyledi, doğru ve yanlış,
Binâsı, kerpici, böyle yapılmış;
Gönül! sana tenbih: sakın ayrılma!
Sen de ayrılırsan, sür’atle karış.

Gaflet eksik olmaz, dâimâ kuldan,
Bâzı gamlı olur, bâzı da handân;
Bitişiklik lâzım, son nefesinde;
Nelerle haşrolmuş, gaafil olan can…

Zapteden: İli ve Sevinç Akgül
Namrun, Saat:12.30


27.7.1957