Celâli, Cemâli, yerli yerince;
Gören, rahat olur, bakıp bilince;
Kıymeti olur mu, doğan güneşin,
Eğer olmaz ise, karanlık gece?
Bil, neye bürünmüş, sevilen Cemâl…
Gönül! iyice bak, eyleme ihmâl;
O Dilberin yüzü, tutunmuş nikap,
Yetmişiki perde, ateşten Celâl.
Bunu bilmek için, emek lâzımdır,
Nice mihnetleri, çekmek lâzımdır;
Mihrâb-olmuş, bekler, (âdemin yüzü),
Aşka bürünüp de, görmek lâzımdır.
Bu gönül ister ki: dâim öğretmek;
Beşer seyredemez, olmalı melek;
Bir kâmil bulup da, uymadan olmaz,
Şavkı ile dolu, arş ile felek.
Ey benim Cânânım! neden büründün?
(İsmâil Emre)yi, yaktın, göründün;
Dumanından çıkan, misk ü anberi,
Yüzüne, gözüne, aldın süründün.
Onun için o da, eder iftihar,
Kendini unuttu, yüzüne bakar;
İki cihan, olmuş sarhoş, hem de mest,
Onların burnuna, bu koku kokar.
Zapteden: Müncibe Görgün.
Namrun, Saat:13.20
3.7.1960