Cıvıl cıvıl öter, bahârın kuşu,
Bir daha ayıkmaz, aşkın sarhoşu;
Ne kadar lezizdir, usancı yoktur,
Gönül yaylasının, tatlı, yokuşu.

Her tarafta biter, morca sümbülü,
Zevka düşer, öter, durmaz, bülbülü;
İçinde bıraksan, tekrar dirilir,
(Nuh)tanberi yatan, kurumuş ölü.

O yayladan almış, dertli, şifâyı,
Yine orda eder, dâim sefâyı;
İçinde gezmeyip, koku almayan,
Boşboşuna umar, neden, vefâyı?

Yanıp methettiğim: Gönül Yaylası;
Onunla doludur, iki dünyâsı;
Bakar, gıdâ alır, ölüm ne, bilmez,
Göz ile görünen, yerle bâlâsı.

İçine girenler, çıkamaz olur,
Aklını toplayıp, kalkamaz olur;
Gözgöze rastgelen, mest olur dâim,
Bu fânî âleme, bakamaz olur.

Mâdem (Emre)! gördün, sen yan da tutuş,
Ebedî ayılmaz, oldun, bir sarhoş;
Hacerül’esveddir, fakat canlıdır,
İnşâ eder iken, Yaratan koymuş.

Müşkülün var ise, sor, verir cevap,
Oku dâim, alınğ, sen ondan hitap; (1)
Gördün, secde eyle; İmam kendisi,
Hicaz, câmi kendi, kendisi Mihrap.

İster, dünyâ desin: (Bu, olmuş meczup!)
Emreyleyen Odur, eylemez mahcup;
Göreli, kalmadı, iki dünyâda,
Ondan başka yoktur, seyreyle – mahbup.

Herkeslerin hâli, kendine âit,
Şükür, (Emre), değil, bir fikri sâbit;
Gözünün perdesi, yandı, tutuştu,
Her tarafı sardı, (Nokta-i Vâhid).

Zapteden: Sevim Akgül
Saat:11.00 – 11.21


(1) Alınğ = Alırsın. 6.7.1956