Budur Hakkın meşrebi,
Okuruz bu mektebi;
Yanarak tahsil ettik,
Biz böylece edebi.

Aşk, edepten doğuyor,
Gayrisini koğuyor;
Meşrebini değişen, (1)
Benliğini boğuyor.

Dinler Dostun sesini,
Bulan Hak hevesini;
Meşrebi pâk edene
Açar Dost, perdesini.

O görür Dostu üryan,
Seyreder, olur hayran;
Musa dayanamadı,
Bu sırrı öğren, dayan.

Sırrı bil, gelir ilham,
Eğer sevilirse gam;
Sen aşka yanar isen
Lâyık olur bu makam.

Hep bu haller acayip,
Âşıka olur nasip;
(Emre), eğer aşıksan,
Bir şeye olma sahip.

Yalın olmalı ayak,
Baş da olmalı çıplak…
İki cihan gizlidir,
Güneş gibi yuvarlak.

Gizlidir nice sırlar,
Seyret, orda hikmet var;
İçeri giren görür,
Seyredemez hiç ağyar.

Vardır nice küreler…
Âşık olup göreler;
Âşıklara geliyor
Ordan gizlice haber.

Herkesler görmek ister,
Tutunmuş etten siper;
Bu ateşe düşmeden
Sen deme: “seni göster!”

Boşuna… olmaz kabil,
Aşka düş de sonra bil
Tamam aşka düşmeden
Her emek olur zail.

Tamam olmalı usul,
Cânân etmeli kabul;
Sözüne sadıklara,
Tarif edilir o yol.

Bu aşk olmalı imam,
İlim olmalı tamam;
Burada geçirmeli,
Nice yıl, nice eyyam.

Sâbir olan uyanır,
Hakikat olur zâhir;
(Emre)! bu yol çok uzak,
Nice ayak dayanır. (2)


(1) (Meşrebini değiştiren) yerinde kullanılmıştır; Adana ağzında böyledir.
(2) Dayanmak = kuvvetten kesilmek. 2.7.1944