Bu bizim yaylamız, gönül yaylası,
İçinde oturan, âşık Mevlâsı;
Geceler, gündüzler, ediyor cevlân,
Göreni yakıyor, Onun sevdâsı.

Görmek için, geçmiş, nicesi, cândan,
(Mülk-i bakaa)dan da, iki cihandan;
Bâzıları düşmüş, gam deryâsına,
Çekerek, olmuştur, sonucu handân.

Misâl-olmuş durur Leylâ ve Mecnun,
O hâli bilenler, geziyor meftun;
Acebâ ne deyim? Sebebi kimdir?
Mâşuk emretmiştir, aşktandır oyun.

Açılmış, duruyor, dâimâ bu yol,
Kancasını takmış, O, eylemiş kul;
Perçemleri ile, sarmış her yanı,
Dönüp, dahî diyor: (Sen kaç da kurtul!)

Misâldir Zelîhâ, Yûsuf-u Ken’an,
Ateş karşsında, Mûsâ-yı İmran;
Eli, kolu bağlı, tutuyor huzûr,
Bu aşkın önünde, Sultan Süleyman.

Acep neler çekti Ahmed-i Muhtâr?
Bu cihan, olmuştur, o Sultâna dar;
Dünyânın ışığı, ahretin nûru,
Dâim seyreyleyen gözlerde yatar.

Bakıp görmek için, irfan lâzımdır,
Rumuzla söylenen kurban lâzımdır;
Kulakla duyanlar, dâim gümanda,
(Göz ile görülen îmam) lâzımdır.

Eğer görebilsek, ediyor edâ;
(Emre), tatlı canı, eyledi fedâ;
Dili ile gönlü, teslîm- olunca,
Durmadan çıkıyor, içinden sadâ.

Zapteden: Emine Başman, Fehmi Görgün.
Namrun, Saat:20.30


20.3.1960