Bir hâl övecek bu dil,
Eğer olursa kabil;
Şükürler olsun Hakka,
Hâli eyledik tebdil.

“Cim” e çevrildi bu “hâ”, (1)
Yaklaştık biz Allaha;
Ele geçen cevhere
Kimse biçemez baha.

“Cim”e hâkim bir nokta,
Sâmid durur ayakta;
Kirli giren yıkanır,
Kabul eylemez hatâ.

Kula lâzımdır “rızâ”,
Olsa, verilmez ceza;
Sadık teslim olana
Zarar edemez kazâ,

Yapışmalı ipine,
Kendisinden kendine;
(Emre), sen var, (2) teslim et,
Vârını (3) sahibine.

Zamanı geçirme, var (4)
Tenezzül eyle, yalvar;
Yüreğini temizle,
İçine girsin Dildar.

Orada kursun mekân,
Sen onu seyret, uyan;
Göreni fazla yakar,
Metince ol da dayan.

Demişler: “kurbü sultan”,
Anla, “âteş-i sûzân”;
Zordur ordan geçmesi,
Yürüyemez her insan.

Kalmasın sende varlık,
Canı yak, olsun ışık;
(Emre), eğer yanarsan,
O kapı sana açık.


(1) Eski elifbamızın “Cim” ve “hâ” dan sonra gelen “hı” harfi ki noktası üstündedir. Burada (Allah, “hı” harfinin noktası gibi bizden dışarda iken, şimdi “cim” harfinin noktası gibi gönlümüzün içindedir.) deniliyor.
(2) git!.
(3) Sana ait bütün varı, yoğu, asıl sahibine teslim et.
(4) git!. 4.1.1946