“Ben!” diyenler çürüyor,
Gözü açık görüyor;
Ârını terk edene,
Hâlik devlet veriyor.

Onda kalmıyor haset,
Dahi (1) aklında illet;
Akıl şifa bulunca,
Güzel oluyor gayet.

İşte, bu ölmez hayat.
Zorca tadılır bu tad,
Sen bu tadı tat (Emre),
Elinde iken fırsat.

Ömür bitince kaçar,
Görünmez yere uçar;
O yolu seyredenler,
Gönül gözünü açar.

Görür, ardına uyar,
Mâhir sözünü duyar;
Daima hazmedene,
Nasıl gönül vermez Yâr…

Alır, gönlüne saklar,
Temiz eder, sanki kar…
Gözünden uzak olsa
Gönül içinde arar,

“Gönül” e atılalım,
Biz ona satılalım;
Hâriçte canavar var,
O şehirde kalalım.

Orada olmaz kaza,
O eder muhafaza;
O bilinmez ilimi
Âlimler nasıl yaza?..

Oraya ilim yetmez,
İlmi olan gidemez
(İsmail), sen âşık ol,
Mâşukun ilinde gez.

Aşktır onun sahibi,
Görünür ateş gibi.
Bir mürşide teslim ol,
Anca o çözer ipi.

Ona çözdür bağını,
Sen gözet ayağını;
Onun külüngü derler
Bu benliğin dağını.

Bil, ona sen ol teslim,
Yüzünden oku ilim;
Ondan gayriyi unut,
Deme sen: söyliyen kim?..

O, bu varlığa hâkim,
Değildir aslâ zâlim;
Zulmüne sabredilse
Okunur bitmez ilim.

(Emre) ye eyle zulüm,
Dilim yok, sana kulum;
Nasıl tarif edeyim,
Her halim sana mâlûm.


(1) Dahi = hem de. 13.8.1944