Beden yok olmadan, hâl, olmaz îlân,
Bir güneş doğmadan, yok olmaz zindan;
Dilberim! Bâkîsin, her şey fânîdir,
Yaptığın sarayın, olur mu vîran…

Lûtuflar senindir, âfât senindir;
Tecellî eyleyen sıfât senindir;
(Gaffârüzzünûb)tur, bir adın senin,
Bağışla suçları, berât senindir.

Benim kabâhatım: zann ü gümânım,
Sâhip de çıktığım, bu tatlı canım;
Anlayıp da, sana, olduğum teslîm,
Yollarımı açan, dînim, îmânım.

Benlik kalmayınca, açıldı yolum,
Aşkına bürüdün, olmadım mahrum;
Âdem, suçlarını, idrâk edince,
(Safiyyullah) oldu, sen dedin: kulum!

Varlık imiş, bildim, benim günâhım,
Deryâna düşünce, tükendi âhım;
Yâkub’a Yûsuf’u teslîm eyledin,
Kabûl eyle beni, Güzel Allahım!

(Ruh!) diyen deryâsın; ben’im bir katra,
Beşer, dâim düşer, bilmez, inkâra;
Bulanık olsa da; akan nehirler,
Sana dökülünce, kalır mı kara…

Her akan suların, sanadır yönü,
Karışınca, biter, çağlayan ünü; (1)
Bir ucu deryâna bitişen suyun,
Gecesi gündüzü, olur mu günü?

(Git!) diyen Tanrısın, sen: (gel!) de bana,
Bir avuç toprağım, bürüdün cana;
Verirken (Emre)ye, cisimle canı,
Sen tenbîh eyledin, getirdi sana.

Her dâim ricâsı: (Al, eyle kabûl),
Tamulara atsan, görecek makbûl;
Sözünü işitti, seyretti, gördü,
Zâtına dayandı, yürüdüğü yol.

Zapteden: Vasfiye Değirmenci
Saat:10.45


(1) Ün = Ses. 21.12.1954