Baktığın ölüler, bütün dirilir,
Ebedî hayattan, ona verilir;
Gözüyün ışığı, âşık olanın
Gönlüne, yüzüne, doğar, serilir.
Mânâyı söyleyen, Kur’an sendedir,
Ölümler bilmeyen, o can, sendedir;
Perdeyi kaldırsan, sen Cemâlinden,
Görenin gönlüne, îman sendedir.
Akıllar ermedik ilim sendedir,
Kalblere verilen, “selîm” sendedir;
Katra-i âcizken, eyledin bülbül,
Her dâim şakıyan, dilim sendedir.
Durmayıp düşünen, fikrim, sendedir;
Merhamet eyleyen (Kerîm), sendedir;
Kalbim ile gönlüm, olmuştur mekân,
Ateşlere atsan, derim, sendedir.
Hareket eyleyen dudak, sendedir,
Neş’en ile gülen yanak, sendedir;
Dâvet eyledikçe, attığım adım,
İçindeki kuvvet, ayak, sendedir.
Aşkına düşünce, dilek sendedir,
Vücûdumda dolu, melek, sendedir;
Beden, senin için, yapılır saray,
Mîmarları sensin, emek sendedir.
Toprak ile sudan, kuran, sendedir,
Senin ile dâim duran, sendedir;
Ahmedin dilinden îlân edersin,
(Ledünn)ü söyleyen Fürkan, sendedir.
(Yedi dereceli makam) sendedir,
Âşıka verdiğin ilham sendedir;
Bir eli bizlerde, bir eli sende,
Sana dâvet eden İmam, sendedir.
Yokluğundan doğan her var, sendedir; (1)
Bâzı inkâr, bâzı, ikrar, sendedir;
Bu (Emre) şaşmıştır, durmadan döner,
Karşında duruyor; karâr sendedir.
Alıp da verdiğim nefes, sendedir,
Bu ağzımdan çıkan her ses, sendedir;
Sensin bülbül gibi, nağme okuyan,
Dört şeyden yaptığın kafes, sendedir.
Zapteden: Fuzûle Emre
Saat:19.10
(1) Senin yokluğundan. 21.2.1955