Atlastandır kesesi,
Âşık duyar bu sesi;
Âşıkların geliyor
“Misk ili”nden nefesi.
Bu, misk gülünden tüter,
Ağacı orda biter;
Yârime “söndür!” derim,
O yakar daha beter.
“Tekrar yanayım…” derim,
Durmaz yanar içerim;
Yârın hayali gelse
Her hâlimden geçerim.
Bu sevda nedir, bilmem…
Durmaz yanarım, ölmem;
Bu sevdaya düşeli
Kendi kendime gelmem.
Görür beni, acımaz,
Efgan eylerim, duymaz;
Saçı yüzünü örtmüş
Göstermek için soymaz.
Kaldır, olmasın hâil…
Göster, yanar İsmail;
Yüzünü seyretmeden
Sükûtu olmaz kabil.
Yanacak, et merhamet,
Yakmak mı sana âdet?..
(Emre)ye yüzünü aç,
Durmadan eder feryat.
Buraya attın, garip…
Sen değilmiydin sâhip?..
Gözünü bana dik, tut,
Dilberim, gayet cazip.
Gözündedir cazibe,
Biz yapıştık o “ip”e; (1)
(Emre) seni seveli
Varlığa etti tövbe.
(1) Va’tasimû bihablillâh-il-metin. 31.1.1945