(Küllü men aleyhâ), edebilsen (fân),
Acep nerde kalır, bu iki cihan…
Değil midir arzû ve dahî emel:
Hûri, gılman, vildan, hem dahî cinân?

Geçebilsen, bâki, Rabbiyin Yüzü, (1)
Her dâim duyulur, dinlersen, sözü;
Kendini yok etsen, dolanır, gelir,
Gözüyün içine, seyreden gözü. (2)

Esrâr-ı İlâhî, olur âşikâr
Mutmain olursun, tükenir inkâr;
Bu bedenin, olur, nurdan bir binâ,
Gelir de oturur, içine Hünkâr.

Kendi kendisine, hallolur müşkül,
Kalbden nağme çalar, Mânevî Bülbül;
Ne bir (esmâ) kalır, ne bir (Müsemmâ),
(Zerre) gaaibolur, seyredilir (Küll).

Senden dâim söyler, yetmişiki dil,
Âzâların olur, her şeye delîl;
Benliğinden eğer, kalırsa zerre,
Bu sırrı anlamak, hiç kaabil değil.

Sensin dâim sana, karanlık perde,
Sensin düşürmeyen, (İlâhî Derd)e;
Bir toz kalır ise, senin nefsinden,
(Emre)! mahvolursun, böyle, kederde.

Zapteden: Selim Akgül
Saat:17.15

Not: Tarsus’a giderken yolda, otomobilde doğmuştur.


(1) Senin Rabbinin yüzü.
(2) Gözüyün içine = Senin gözünün içine. 5.8.1954