Sen ey gönül! birgün, uyanacaksın,
Dostun kapısına, dayanacaksın;
Kendi renklerinden, bilip geçersen,
Nûrdan boyasına, boyanacaksın.
Bedenin yok olsa, toprak olmazsın,
Aşka karışırsan, tekrar solmazsın;
Bu vücut derdinden, şifâ bulursan,
El gibi, çukura, kabre dolmazsın.
Seni hapseyleyen: (Erbaa Unsur);
Ondan eksik olmaz, illetle kusûr;
Sırrını bilince, silkindi, gitti,
Devlete karıştı, Hallâc-ı Mansûr.
Onun için geçti, illetli candan,
Evvel, bezmiş idi, fânî cihandan;
(Enelhak!) sırrına, âgâh olmaz mı,
– Haşri, Neşri koyup – hem dahî handan?
Dilinden söylüyor, ey gönül! uyan,
Nerelere varır, istese insan…
Bu ten kafesinden, halâs olanı,
Kalbinin içine, almaz mı Rahman…
(Dört kitap)ta böyle, duyana, va’di;
İhmal etmez, Sâdık, biliriz, Hâdî; (1)
Muvakkat hayattan, (Emre)! geçersen,
Sana bir can verir, kalır ebedî,
Zapteden : Fuzûle Emre
Saat: 10.09 – 10.20
(1) Hâdî, hidayet edici olan Allah, biliriz ki ihmâl etmez; çünkü “Sâdık”tır, sözünde durur. 22.12.1954