Kul olanın, neler gelir başına…
Bâzı, vurur başlarını, taşına;
Sevdiğinden olduğunu, bilenin,
Derd ile gam, dâim gider hoşuna.

Bilen alır, tahammülden, haberi,
Dinleyenler, dâim sever Dilberi;
Önü ile ortasını seyreden,
Gelip geçen, bırakmışlar eseri.

Bâzısının derileri yüzülmüş,
Asılmış da, kuruyarak büzülmüş;
Bu, bir pota; her mâdenler, yanınca,
Altın gibi, eriyerek süzülmüş.

Niceleri, zindanlarda, kalmış aç…
Bir iğneye, edilmiştir hep muhtaç;
Dolanıyor gönülleri, durmadan,
Bağdattaki linç edilen o Hallaç.

Aşk denizi tükenir mi, çok zengin…
Gönül! yetiş, sahibinden al izin;
Şam elinde tepelendi, kurtuldu,
Onun için boyun verdi, Muhiddin.

Karıştırsak, bulunur mu, pâyânı…
Yüze çıktı, bu asırda dumanı;
Şarkı, garbı, dört tarafı kapladı,
Seyrân eyle, (Emre)! geldi zamânı.

Zapteden: Fuzûle Emre
Saat:10.30


17.1.1955