Ninni deyim, dinle, uyu sen bebek!
Yüzüne seyretsin, semâda melek;
Durmadan döndürür, menzili üzre,
Haktan emir almış, her vakıt, felek.
Kendisi âmirdir, gece, gündüze,
İçi hiç görünmez, akılla, göze;
Döner, secde eder, eğer anlarsak,
Mevlâ emri ile, her dâim bize.
Yanlışları yoktur, halleri mâkul,
Her şeyden kıymetli, yarattığı kul;
Gözle görünüyor, el, ayak gitmez,
(Gideyim) diyene, kapalıdır yol.
Sayısı bellisiz, ay ile yıldız,
Kendi mihverinde, bulmuşlardır hız;
Künhüne vâkıftır, anca, Yaradan;
İnsanların aklı, eremez, âciz.
Güneş zıyâsından, olmuşlar berrak,
Kimisi taştandır, kimisi toprak;
Ne direği vardır, ne bir istinad,
Küre gibidirler, hem de yuvarlak.
Bilmek ister isen, olur acâip,
Dışı görünüyor, içyüzü gaaip;
Benim! diyenlerin, mülkü değildir,
(Vâhidülkahhâr)dır, onlara sâhip.
Hakkı bilmek için, seyret onları,
Cümlesini muhît, halk eden Tanrı;
Çok köşk ile saray, harâbolmuştur,
Bozulup yıkılmaz, Dost’un âsârı.
Gözü açık olan, alıyor ibret,
(Emre)! uyan da bak, her dâim seyret,
İçinden söyleyen, (Dâimelbâkî); (1)
Sûrete aldanma, lâzımdır siyret.
Sevdiğin vücûdun, birgün bozulur,
Eriyip, çürüyüp, uçar, toz olur;
(Gözlerden Gören)e, karıştır seni,
Gül gibi kokarken, çirkin, yoz olur.
Çorunla çocuğun, ederler ikrah, (2)
Gözlerini kapar, mal ile matah;
Nice peygamberden, dâvet etmiştir
Dinliyen kulunu, Hazreti Allah.
Mevlâdan gayrisi, cümlesi ağyar,
Merhameti yoktur, canına kıyar;
Gaafil olanların, kulağı yoktur,
Hakka âşık olan, sözünü duyar.
Ondan gayrisine, sen verme meyil,
İğfâl etmek için, durmaz döker dil;
Mahşerin sırrını, sağ iken anla,
Muhabbet ettiğin, sana Azrâil.
Mâşûkundan başka, dost olmaz kimse…
Kulaklarını ver, çağıran sese;
Mevlâ âlemine, pervâz etmişken,
(Emre)! tekrar girme, zindan kafese.
Zapteden: Selim Akgül.
Saat:20.15
(1) Senin içinden.
(2) Çoluğunla çocuğun. 5.4.1955