Ne sır saklıyor bu sandık…
Yandık biz Allahım, yandık…
Bu dünyâ ne kadar gaddâr…
Kurtulamadık, usandık.

Çekiştirir dört taraftan,
Kurtulmaya yoktur imkân;
Çok kalırsan azap verir,
Döner, güler, eder handân.

İbretle bak: kime kalmış?
Kendi gaflet; herkes dalmış;
Ne verdiyse, sen giderken,
– Benim! dersin – geri almış.

Her zerresi büyük tuzak,
Tutulanı eder ahmak;
Söyler nice âyet, hadîs,
İşitenler, durur uzak.

Çünkü, kendi, durmaz döner,
Çarkına tutulan söner;
Dokunmadan yaşayanlar,
Öğrenmişler Haktan hüner.

Gaafil olma, olursun kul,
Değilsin dost, hem de makbûl;
Hedefsiz ol, gel ey gönül!
Tutamasın seni, kurtul.

Her taraftan nice afat…
Dört Kitaptan söyler âyât;
Bu muvakkat âlem içre
Vardır hiç ölmedik hayat.

Görüyorsan sen eseri,
Tâkîb eyle Peygamberi;
(Emre)! sen, ölmeden, var, öl,
Ebedî kalırsın diri.

(Mûtû kable en temûtû!)
Gözünü aç, al himmeti;
Senden evvel gelenlerden
Seyreyle de gör ibreti.

Gelmiş geçmiş nice Kaarûn…
Adedi bellisiz Hârûn;
(Emre)! gezeyim, sen, dersen,
Geriye seyretme, uzun…

Zapteden: Sevim Akgül.
Saat:3.30


13.6.1955