Tefekkür deryâsı, ne kadar büyük…
İçine dolanlar, o kadar küçük;
Orda mahvolmazsa, gücü mü yeter…
Damla götüremez, deniz, olur yük.

İbret ile baksan, sonu yok; umman…
Durmaz çalkalanır, dalgası, her ân,
Akıl dediğimiz, aciz zerresi;
Neden mahkûm olur, acebâ insan?

Feleklere baksan, yoktur nihâyet,
İdrâk edilir mi, büyük azamet…
İrfanla bakılsa, kudret görülür,
Acep neye benzer, küçücük ceset?

Bunca gelip geçen, nerede, hani?
Önüyle arkası bilinmez, fânî;
Eğer kendisine âşık olursan,
Bildirir sırları; gaayetle Ganî.

Sakın benim! deme; kendisi, bilen,
Yokluğa karışır, gidip de gelen;
Gelirken ağlıyor, giderken ağlar,
Bu gaddar dünyâda, var mıdır gülen?

Bir yanı haraptır, bir yanı îmâr,
Böyle eylemiştir, Yaradan, karâr;
Serâba benziyor, göze görünen,
Sırrını bilmeyen, bundan su arar.

Birçok doğmuş, batmış, nice bin ilim…
Büyüdükçe, koymaz, insanı sâlim;
Çeşitli afatlar, ondan doğuyor,
İçinde boğulur, çıkaran âlim.

Durmadan, oluyor, herşeyler tebdil,
Vârolup, oluyor, arkadan zâil;
(Emre), onun için, kendini gördü:
Bilenler içinde, kendisi câhil.

Zapteden: Fuzûle Emre
Saat: 18.48 – 19.08


8.3.1956