Dilinden söyledi, bu kadar kelâm…
Acep birisinden, aldın mı ilham?
Olsan bu dünyâya, ârif-i dânâ,
Eğer yok olmazsan, vermedin selâm.

Mahbup zannettiğin, sana düşmandır,
Gözüyün perdesi, iki cihandır;
Mağlûp oldun ise, boyun eğerek,
Hicaz’da arama, işte Şeytandır.

Gözüne, gönlüne, basmış mühürü,
Mâşûkum, sever mi, görmeyen körü?
Ayakların bağı: arzuyla emel;
Aşka, burda çözdür, aslına yürü.

Gaflet gömleğini, anla da soyun,
Yoksa, bilinmedik, çıkarır, oyun;
İnsana yakışmaz, gaafil uyumak,
Dilberden uzaksın, olsan da koyun.

Dimâğını yokla, var mıdır tadı?
İncitir, ettirri, sana feryâdı;
Suya benzer ama, kendisi serap;
Arkasına düşen, damla bulmadı.

Dillerde anılır, nice bin mîmar…
Altı köşesini, etmişler îmar;
İbret gözü ile, seyreylemeyen,
Yine bu zâlimden, bir huzur umar.

Sefâsından fazla, figaanı çoktur,
Makbere seyreyle, yorganı yoktur;
Gidenler gelmiyor, gelen bilmiyor,
İlimle berâber doğanı, yoktur.

(Emre) ne eylesin, anlatmak müşkül,
Aşkı anlatıyor, öterek bülbül;
Sırr-ı İlâhîdir, mânâ deryâsı,
Dâimâ âh eden ateşli gönül.

Zapteden: Sevim Akgül
Saat:8.05 – 8.15


6.7.1956