Bu aşkın derdine, oldum giriftar,
Bu geniş dünyâyı, yaktı, etti dar;
Mâşûkum gönlümü, ferah ettikçe,
Dünyâ mani’ olur; ne kadar gaddar…

Hamdolsun, kurtarır, gelir, Sevgili,
Gamları def’eder, o tatlı dili;
Tamular içine, beni atsalar,
Alır da çıkarır, devletli eli.

Berâber gezdirir, Arş-ı Âlâyı,
Avcumun içine, verir semâyı;
İki Cihan Şemsi, olur berâber;
Gönül ne eylesin, batacak ay’ı…

Yok olan varlığa, etmez tenezzül:
Bunların cümlesi, ediyor üfûl;
Ebedî duracak hayâtı bulan,
Fânî cihan için, olur mu melûl…

(Dâr-i Dünyâ) derler; yola benziyor;
Geçmez akça gibi, pula benziyor;
Nefse hâkim olan, bilir sırrını,
Beylere satılmış kula benziyor.

Kanlara boyanmış, onun dört ucu,
Durmayıp dönüyor, çünkü her burcu;
Benim! deyip duran, ibret değil mi?
İçinden geçiyor, sanki bir yolcu.

Dillerde söylenir, sayısız sultan…
Yapışıp kalmıştır, eliyle tutan;
Göze görünmüyor, karışsa toprak,
Meydana çıkmıyor, içinde yatan.

Doğurup yutmaktır, onun ahlâğı, (1)
Durmaz kan somurur, iki dudağı;
Bu (Emre), gönlüne, alıp koymadı
Ayaklar altında gezen alçağı.

Zapteden: Vahap Emreün
Saat: 20.40 – 20.58


(1) Ahlâkı. 13.7.1956