Hidâyet Sâhibi Sultan!
Bize lâzım oldu (irfân);
Sana doğru niyet olsa,
Cehil, olur hemen düşman.
Medet kıl Yâ Resûlallah!
Gece gündüz ederiz âh;
Bu hasret odu yakıyor,
Dermân eyle, sensin penâh.
Gaflet ile gurûrum var,
Tâkatım yok, zarûrum var;
Ciğerime koydun ateş,
Eğer yanarsam, nûrum var.
Onunla göreyim seni,
Mahrûm etme Cânân! beni;
Ezelden dileğim budur:
Boynuma taktım kefeni.
Mâdem bâkî değil ömür,
Akıl gözüm, bakıp görür:
İzin almış zâlim nefis,
Kuvveti çok, bırakmaz hür.
Eğer etsem sana niyet,
Tutup da eyler eziyet;
Bilirim ki senden olur,
Kuluna edersin himmet.
Nere gitsem, kapın varken?
Gözüme sensin görüken;
Seven seni, mahrûm olmaz,
Yanıp da aşkını çeken.
Derdimi dökeyim kime?
Yalvarırım sen Hâkime;
İhsân eyle dermânını,
Hidâyet et ben mahkûma.
İlim doldur kulağıma,
Şifâlar ver dimâğıma;
Acı sözleri söyletme
Benim iki dudağıma.
Yüzünü gösterip lâl et,
Verilen (ilm)ini (hâl) et,
Bu (Emre)nin zehirini,
Senin halkettiğin bal et.
Kapında bir zaîfin var,
Günâhı çok kesîfin var;
Murad, değil iki dünyâ;
Bilir, cism-i lâtîfin var.
Muhabbet ver, gıdâ olsun,
Bu can sana fedâ olsun;
Kulağı, duymasın sesler,
Candan çıkan sadâ olsun.
Hazînen var nice yüzbin,
Kapakları: (duyulan din);
Dağıtan sâkîsi sensin
(Fakrî fahrî!) diyen Zengin!
Berâberdir bihamdillâh,
Bizim ile ediyor âh;
Bu gaflet gecesi bitse,
Güneş doğar, olur sabah.
Bütün sır âşikâr olur,
Her zerreden Zâhir olur;
Kalırsa (Emre)den bir toz,
Bakıp görmesi zor olur.
Kabûl olmaz iki varlık,
Benim! demesi karanlık
Gözü olmayan görür mü,
Olsa da yüzlerin açık?
Zapteden: Fuzûle Tezcan
Gaziantep – Saat:12.07
4.8.1956