(Men lemyezuk) derler, tatmıyan bilmez;
Kendi varlığını, atmıyan bilmez;
(Hâl) ile bu (İlm)i, bütün toplayıp,
Götürüp bir pula satmıyan, bilmez.

Nice bin kâşifler, keşfedememiş:
(Nerden zuhûr eder, buraya geliş?);
(Deryâ-yı Ahad)a, durmadan akar,
Gözünen görünmez, bu nasıl gidiş?

Yol târîf ederler; dar mıdır acep?
(Yok) târîf ederler; var mıdır acep?
Bâzıları der ki: (Gerektir cünbüş),
Acep gam ile mi, zâr mıdır acep?

Târif edemiyor, verilen bu dil,
Âşikâr dururken, (İnsân-ı Kâmil);
(Şudur, budur…) derler; değildir ayrı;
Onun sıfâtıdır, o (Zât)ı değil.

Arayan, kendini, unutmayınca,
Zehir ile gamı, o, yutmayınca,
Her yolları kesen, nefis değil mi?
Anlaşılmaz, onu, uyutmayınca.

Bilmem: bilen kimdir, bilinen kimdir?
Şerha şerha olup, dilinen kimdir?
Nice yürekleri, eylemiş kebap,
Acep delen kimdir, delinen kimdir?

Seyreyleyip, bakan, gören, göz müdür?
Anlatmak isteyen, diyen, söz müdür?
(Eynemâ tüvellû, semme Vechullah), (1)
Her tarafa dönen, iki yüz müdür?

Varlık ile gidip, tavâfı nedir?
Yanyana bekleyen, bu (Kaaf)ı, nedir?
Nice zamân oldu, bîçâre (Emre),
Durmadan yanıyor, insâfı nedir?

Kaabe Kavseyn derler, hem de ev ednâ:
Can, cisim var iken, gidilmez Ona;
Ne kıymeti olur, aşk ateşinin;
Lezzet gaaibolur, ererse sona.

Zapt: Neş’e Kayalıyük
Gaziantep – Saat:2.00


(1) (Nereye dönerseniz, Allahın yüzü oradadır – âyet) 6.8.1956