Bütün sahrâ ibret alsın, Leylâsı yok Mecnûnum!
Kalbim dolu sevdâ ile, onun için yorgunum;
Farkedemem canlı, cansız, görünmüyor gözüme,
Aşk ateşi, durmaz yakar, bilmem kime meftûnum…

Görürüm ki, ben olmuşum, şavka dönen pervâne,
Bakarım ki aklım gitmiş, olmuşum bir dîvâne;
Bir ân gelir, Şemseddîn’im, hem Celâl’im, mevlevî,
Onlar ile döne döne oynayanım, oyunum.

Bir ân gelir, büyük bir fil; arkasından, karınca;
Bir ân sonra nevcivânım, olmuşum ki bir koca…
Durmaz oldum bir kararda, acep neyim, bilemem,
İbrâhîmim, İsmâîlim, kurban olan koyunum.

(İlmi Ledün) okuyana, içimde var çok hoca;
Gözlerimden (Ateş) çıkar, şavkı vurur (Ağac)a;
Hem (Erinî), (Lenterânî), durmaz söyler bu dilim,
Görür görmez, (Tûr) dağında, secde eden boyunum.

(Şecer) ben’im, (Ateş) ben’im, (Dağ) benimdir, yakarım,
Dumanımdan, neşrederim, miskü anber, kokarım;
(Lenterânî) diyen ben’im, göz benimdir, bakarım,
Ben fakîrim: neyim vardır… Yüreği boş, bir hûnum.

Hak emrine teslîm isen, o Nemrûd’a Halilsin,
Uyan (Emre)! irâden yok, aşka mahkûm zelilsin;
Gözlerinden kimdir bakan, seyretmezse, alilsin,
(Ben!) der isen, binbir çeşit vardır benim oyunum,

Zapteden: Fuzûle Tezcan
Gaziantep – Saat: 8.15


17.8.1956