Sofu zanneder ki, hâlimiz günah;
Yüzümüze bakar, zanneder siyah;
Gözleri göremez, duymaz kulağı:
(Eynemâ tüvellû, semme vechullah). (1)
Her yana dönersek, Odur görüken,
Bakıp da göremez, kendi kör iken; (2)
Gülün kokusundan yoktur haberi,
Uzatır burnunu, batırır diken.
Gözü çifte görür, şaş mıdır acep?
Mermere benziyor, baş mıdır acep?
Dimâğının tadı, tamâmen bozuk;
Gıdâ eylediği, aş mıdır acep?
Gözüne, kalbine, basılmış mühür,
Mevlâyı göremez, nefsini görür;
Zanneder kendini, âkıl-i dânâ,
Akıldan, fikirden, gözlerden mâzur.
Bütün boşa gider, onun emeği,
Dâim dünyâ için, eder dileği;
Bilse, farkı yoktur, kuru ağaçtan;
Vücûdum zanneder: körün değneği.
En büyük küfürdür; sanıyor ikrâr,
Mevlâyı bırakır, Şeytanı arar;
Gözünün önüne konulsa güneş,
Kara toprak sanır, o eder inkâr.
Hûri, gılman ister, sevmez Dilberi,
En büyük düşmandır, yoktur haberi;
Mevlâ âşıkının arzûsu: Mâşuk;
Gözler önündedir, dâim eseri.
(Emre)! âşıklara, sen de ol tebdîl.
Cümlesi, rızâdan hiç ayrı değil;
Hakîkat ilmini, îzâh-eyledi,
Hiç eksik koymadı ağzındaki dil.
Okusunlar, dinle, sen eyle îman,
Zerrece kalmasın, aklında güman;
İsterse affeder cânî olanı,
O seni söyleten kıymetli Rahman.
Zapteden: Vasfiye Değirmenci.
Saat:11.10
Not: Bu doğuş, Gaziantep’ten gelirken trende doğmuştur.
(1) Nereye dönerseniz, Allahın yüzü oradadır. – Âyet.
(2) Kör iken = Kör olduğu için. 9.9.1956