Ne güzel yaratmış, Nakkaş-ı Âlem…
Sıra sıra düzmüş, bir canlı kalem;
Bakıp seyreyleyen, candan geçiyor,
Meftûn-oluyor da, kalmıyor elem.
Durmadan yazıyor, hep satır satır,
Bilip okuyanda, hoş olur hatır;
(Hâzâ yevmünnüşûr!); güzel söylenmiş,
Arkada değildir, her dâim hazır.
Evvel, (Yesturûn)dur (Nûn velkalemi);
Kitâb-eylemiştir, bütün âlemi;
Ledünnî ilminden ders alanların,
Başı Arşa çıkar, kalmaz elemi.
Görüp işittiği, dâim hoş olur,
Cenneti irfâna uçan kuş olur;
Öyle bir varlık ki, âna yetişir,
Arkada kalanlar, her şey boş olur.
Arar, bir can bulur, dahî ölümsüz,
Bir yoldan yürür ki, o, gaayetle düz;
Ordan ötesini bilemez akıl,
İmdâd-olmayınca, kâfî midir söz?
Hoşlanmak lâzımdır, Yaratan Hâlik,
(Emre)! bu gafletten, var sen de ayık;
Uyan da, gözünden perdeyi kaldır,
Körler seyredemez; her yerde açık.
Dilinden söyleyip, gözünden gören,
Mürebbî kendisi; Odur gösteren;
Nutkettiğin sözler, bir kuş dilidir,
Unut da bilgini, o dilden öğren.
Bir söz söylemiştir, Hakkın Habîbi:
(Mâ areftü Rabbî, lev lelmürebbî);
Mânevî ilimdir, sen tahsîl eyle,
Târîf eylemiştir, dâim edebi.
Gözünü, gönlünü, teslîm et ona,
Rûhunu kavuştur, onun rûhuna;
Tövbenin kapısı, kapalı olmaz,
Benliğini unut, açıktır sana.
Sende seni unut, yok ol da sen gir,
Ateşle yıkarlar, kalmışsa bir kir;
(Emre)! dediğine inanma, halkın,
Âdem gibi yürü, sen olma münkir.
Zapteden: Ekrem Özhatay
Saat:14.40
21.1.1957