Bu nasıl varlıktır, görünmez sonu…
Kendinden geçenler, biliyor O’nu;
Haber verilmiyor, gezdiren ruhtan,
Etten giydirmişler, görülen donu.
İki yok arası, sanki bir varlık…
Arkası gaaiptir, önü karanlık;
Hesapla kitapla, anlaşılmıyor,
Bildiremez amma, biliyor âşık.
Ateşlerde yanmış küle benzersin,
Zerre-i vâhitsin, (Küll)e benzersin;
Yanmış susuzluktan, iki dudağın,
Deryâlarda bitmiş güle benzersin.
Arşa yetişiyor, efgaanın senin,
Mevlâdan ayrılmaz, bu canın senin;
Sekiz cennet ile, yedî cehennem,
Sendedir; ayırır, irfânın senin.
Ahmed’in ettiği Mîraç, sendedir,
Tavafta edilen her hac, sendedir;
Hazreti Âdemsin, hem Safiyullah,
Tûbâ dedikleri ağaç, sendedir.
Kutb-u cihan sensin, hem de merkezi,
(Merecelbahreyn)in hem de denizi;
Yürüyüp boğulmuş, adetsiz nebî,
Her yanına seyret, görünür izi.
Damlandan geçersen, Bahr-i Ummansın,
(Ân)ından geçersen, devr ü zamansın;
(İnnâ lillâh) sözü, anlaşılırsa,
Geri döner isen, (Rahîm Rahman)sın.
Kur’anda öğülen şerîf insansın,
(Emre)! gönderilmiş böyle ihsansın;
Göz ile kulağı, dili et teslim,
Zâtında yok eyle, sâde lisansın.
Zapteden: Fuzûle Tezcan
Saat:15.40
20.2.1958