Üzerine basar, geçer,
Muvakkattır, konar, göçer;
Yâr, bâde doldurdu, verdi,
İftihardır, alır, içer.
Her dâim oluyor mahmur,
Şükür, karşısında durur;
Alan kendi, veren kendi,
Hemi âmir, hemi memur.
Amma, değil üzüm suyu,
Hakka karıştırır huyu;
(Asîl azmaz, bal da kokmaz):
Muhammedden gelmiş soyu.
(Nefis) derler hâl ehline,
Çün: bürünmüştür bu dîne;
Âdem’den bu güne kadar,
(Bir ân) oldu, yoktur sene.
Secde için olduk Âdem,
Hep zevk oldu, yandı sitem;
Nere gitti vakıtla gün?
Dem bu demdir, her dâim dem.
Hiç bozulmaz, budur nizam,
Eksilmiyor, oluyor zam;
Aşk gelip de kül olalı,
Zıyâ saçar bütün âzâm.
Bu aklıma, bilmem noldu?
(Aşk) ile, hem (irfân) doldu;
Evvel benlik boyamıştı,
Nur olunca, bütün soldu.
Şükür, Yaratan boyadı,
Unuttuk söylenen adı;
Bu (Emre)nin dimâğından
Gitmez hiç, bâdenin tadı.
Benzedi sanki sarhoşa,
Gönlü vardı hem de Arş’a;
O Dosttan ateş alalı,
Yürüdü, ulaştı başa.
Zapteden: Ş. Uçkan, İ. Yöntem, Ş. Kutkan.
Namrun, Saat: 22.00
Not: Bu doğuş, Birinci Kitaptaki (Kahve koysalar fincana) diye başlayıp, (Emre gönül verir mi hiç – Dünya denilen alçağa…) mısrâlarıyla biten doğuş okunduktan hemen sonra doğmuş ve âdetâ onun devâmı olmuştur.
2.8.1959