Nefsine mahkûmun, olmaz vicdânı,
Mevlâyı bırakır, sever Şeytanı;
Hakîkat yüzünü, göstersek ona,
Dönüp de bakamaz, sıkılır canı.
Yarasa gibidir, görmez ışığı,
Mekân-eylemiştir, o, karanlığı;
Gecesi gündüzdür, gündüzü gece,
Gurur ateşinde, eriyor yağı.
Bütün konuştuğu, dâim iftirâ,
Elinde, dilinde, bir yağlı kara;
Mevlâ âşıkına, her dâim sürer,
Hakîkat kelâmı, edemez çâre.
Nidelim, onlardan, durmalı uzak,
Eğer sâf-olursan, kurarlar tuzak;
Böylece gelmiştir, böyle gidiyor,
İbrete bürünmüş, dil ile kulak.
Gurûru sevende, olur mu insaf?
Merhamet olmayan, edebilmez af;
Tefekkür ehlini, hem de âşıkı,
Hazreti Muhammed, eylemiştir sâf.
Onun için onlar, olmuşlar ayna,
Bir nümûnedirler, iki cihâna;
Her bakan, görüyor, kendi yüzünü,
Bir zencî bakarsa, nolur Rahmâna?..
Karşısında dursa, eğer bir siyah,
Dönüp, geri gitse, bulaşmaz günah;
Kendisine mahsus, onun boyası,
Öylece yaratmış, Hazreti Allah.
Dâimâ taşlanır, meyvalı ağaç,
Yine ondan doyar, karnı olan aç;
Nice ehli gaflet, hem de uyanık,
Onun meyvasına, mutlakaa muhtaç.
Gelip geçenlere, görünse eğer,
Birçok dik başlılar, boynunu eğer;
(Rezzâk-ı Âlem)dir, yarattığına,
(Emre), çok şükür ki, verilmiş meğer.
Onun için bakıp, (kemâl) görüyor,
Her zerre kendine, visâl görüyor;
Harâmı, günâhı, bilmez olunca,
(Emre) muhabbeti, helâl görüyor.
Zapteden: İhsan Yöntem
Namrun, Saat:20.40
9.9.1959