Çayın etti sözünü,
Göremedik yüzünü; (1)
Biz bu aşka düşünce
Gördük Dostun yüzünü.

Biz bildik (Şakkulkamer),
Yardık, göründü Dilber;
Odur (Hacerül’esved),
Ordan bulundu cevher.

Görenler oldu hacı,
Odur Muhammet tacı;
Âşık alır da sürer
Yarasına ilâcı.

Oradan bulur şifa,
Seyreder, eder sefa;
Böyle tarif eyledi
O Muhammed Mustafa.

Biz bildik bu esrarı,
Ordan seyrettik Yâr’ı,
Âşıklara olur mu
Böyle zevkin zararı.

Aşk burdan dedi kelâm
Kendinden söyler Mevlâm;
Bu topraktan ne olur.
Bütün Hakkındır ilham.

Burada benim zelil,
Bu sözler benim değil,
Hak bize gördü lâyık,
Söylüyor (aşk cebrail).

Söylemez size toprak… (2)
Size lâyık gördü Hak;
Eğer aşk söylemezse
Kaadir midir bu toprak? (3)

Haktır her işe kaadir,
Odur her yerde zâhir;
Her vakit bu aşk gelmez,
Bu haller gelir nadir.

Demeyin bu söz benden,
Göze görünen tenden;
Bu gizli esrarını,
Hak söyledi bedenden,

(Emre) den etti üryan,
Böylece edin iman…
Sizler bilin, bu fakir,
Âşıka olsun kurban.

Tarsus:


(1) Bu doğuş, Tarsus’ta Bay Mahmut Gülsuyu’nun evinde doğmuştur.
(2) Size bu doğuşları söyliyen kuvvet benim topraktan ibaret olan bu vücudum değildir, demek isteniyor.
(3) (Toprak) kelimesi burada “âciz, biçare, zelil” mânasına kullanılmıştır. 16.8.1944