Açılmış, güller gibi,
Öter, bülbüller gibi;
Âşıklara kokuyor
Her yer sünbüller gibi.

Yâr! gözün mercan gibi,
Hepisi bir can gibi…
Kürsüsüne oturmuş,
Sevdiğim, sultan gibi.

Kokusu olur hasıl,
Âşık olana vâsıl;
Bu aşkın kokusunu,
Kim alır, olur asil.

İki cihan Dilberi;
Her yandan var haberi…
Ölmeyince bilinmez,
Bu âlemin eseri.

Derya, görünür nokta…
Bu hâl bilinmez farkda: (1)
Yere, göğe sığmıyan,
Bakar şimdi burakta. (2)

Biz gördük kana kana,
Yetişince irfana;
Yere, göğe sığmıyan,
Girmiş bir çöp altına.

Bir çöp altında gizli,
Teslim olmuş bu dili;
Âriflere ayandır,
Aşkında vardır beli. (3)

Cânânım, nasıl bilek… (4)
Bilinmez bize dilek;
Gözlere görünmüyor,
Deriden giymiş gömlek.

Yüzün benzer âdeme,
Dil bilmeyene deme;
Sen bir anka kuşusun,
Cevherden gayri yeme.

Kelâmdır senin gıdan,
Onu Allahtan dadan; (5)
Dilberi ben gösterdim
Her yerde etme ayan.

Sonra bu aşkın kaçar,
Varır ehlini arar;
(Emre) bir aşka düşmüş,
Neylesin, yanar nâçar.


(1) (Adem-i fark)da.
(2) Burakta = burada. Adana ağzında böyle de kullanılır.
(3) Bel = işaret; “belli” sıfatının kökü.
(4) Bilelim.
(5) Dadan = dadanğ = tadarsın. 9.10.1944