Yine yapalım düğün,
Âlemler bizi görsün…
Aşkını ver Allahım
Yârım olmasın mahzun.
Bu, her daim olsun şen,
Yanar bu aşka düşen;
İlelebet şen olur
Mevlâ ile görüşen.
Yanar ise gam tutmaz,
Ateşlerin gelir az;
Can gözü ile gören,
İlelebet unutmaz.
Boyansa el rengine,
Aşkta yıkanır yine;
Dost’un boyası yeter,
El boyası neyine…
O eder ala bula, (1)
Niçin biçimsiz ola?.. (2)
Bizim rengimiz yeter,
Başka her renkler sola, (3)
Bizim boyamız “nar”dan, (4)
Nakış edilmiş nurdan;
Boyanın aslı gelmiş
“Kelâm” söylenen Tûr’dan.
Orada söyler Mevlâm,
Durmaz geliyor ilham;
Gönlümü sen temiz et,
Cânân ben orda kalam. (5)
Senin için edem (6) âh,
Sadamı duysun Allah;
Yandım kapına geldim,
Affet, kalmasın günâh.
Yak, ben istemem sevap,
Sen bana eyle hitap,
Gözlerinden doğuyor
Bu dünyaya âfitap.
(Emre)! renginden soyun,
Allahtandır bu oyun;
Bu oyunu görenin,
Hiç ömrü bitmez, uzun…
Her hâlini silkelen,
Seyreyle kimdir gelen?..
Nefsine sultan olur,
Bu sırları hep bilen.
Çözülür cümle bağlar,
Su olur, erir dağlar.
Can gözleri açılır,
Kim sana gönül bağlar.
Bir olur gece, gündüz,
Bütün anlaşılır söz…
Hiç senden ayrılır mı
Seni temiz gören göz…
Daima o eder meth,
Doğruca eder hizmet.
Hak için çalışana
Bu (Emre) eder hörmet.
(1) O boya, insanı alaca bulaca bir hâle sokar.
(2) Ola = olsun.
(3) Solsun.
(4) Nâr= ateş.
(5) Kalayım.
(6) Edeyim. 13.1.1945