Hacıağa (1) dedi mesel, (2)
Bu söz, cevherlere bedel; (3)
Bu meseli iyi dinle,
Mânâyı duy, kendine gel.
Öğrenme (Fıkıh), (Ferâiz),
Yüreğin etmesin hiç cız…
Biz de vaktında öğrendik,
Unutmak istiyoruz biz.
Öğrenme, yokuşta boğar,
Baban gelir, sana bakar;
Bütün “kâmil”ler sözünde
Âşık olana ibret var.
Kuru sözden olmaz fayda,
Hiç arama (gün)de, (ay)da;
Dirilik olmaz ölüde,
Bu cevher bulunur (Hay)da.
Ölüp olmuşlardır diri;
Durmayıp yanar herbiri;
Görürsün: harabat ehli;
Daim görürler Dilber’i.
Gönülleri olmuş saray,
Hizmet eder onlara ay…
O saraydan tard olana,
Sebep olmuştur o “buğday”.
Onlar görürler, yemezler,
(Her buğday bizim!) demezler;
O bir gaflet gömleğidir,
Seyrederler de giymezler.
Görürler, bilirler onu;
O gömleğin yoktur sonu;
Gafletin lezzeti yoktur,
Giymek lâzım “aşk”tan donu.
Onlar her şeylere âgâh,
Giyeceksen, “aşk”tır essah…
(Emre), sen gafletten uyan,
Seni mahrum etmez Allah.
(1) Tarsus’ta Rasim Dokur fabrikasında çalışan Bay Hacı Osman Gülderen.
(2) Mesel demek = hikâye veya fıkra anlatmak.
(3) Bedel: “eş, nazîr, aynı değerde” manalarına. 31.1.1945