Yine gönül hallanır,

Gam gider, hicran gelir,
Her gözler eder seyran,

Yine gönül hallanır,
Yâr elinde sallanır;
Bu hâli bilmiyenler
Bizlere muhallanır. (1)

Vücuttan gitmeden pas,
Hiç giydirilmez libas;
Bu hâli seyredenler,
Seyir eder, tutar yas.

Kir giderse, parlar yüz
Libas giyemez uyuz;
Herkese giydirilmez,
Nurdandır, değil ucuz.

Nur eder haşır haşır,
Uyuz, dışından kaşır;
Uyuza lâyık değil,
Kirlenir bu çamaşır.

Vücutta olursa kir,
Ona denilir münkir;
Uyuza giydirmeyiz,
Giyse, “gelin oldum!” der.

Aşk ile yıkanmalı,
Kabul etmeli “hâl”i;
Eğer (Emre) giydirse,
Ona ait vebali.

Hak yanında emanet,
Kur’anda dedi Ahmet:
Yetim olup almalı,
Bilenleredir himmet.

Hakkıdır bilenlerin,
O sevdiğim Dilberin…
Bu aşka kim ki düşer,
Olmak istemez serin.

Girmek lâzım hamama,
Düşmek lâzımdır gama;
Buradan zor geçilir,
Yanan erer hitama.

Tarif oldu elbise,
Herkesler giyer, bilse;
Hazır olmuş bekliyor,
Bu benlik terk edilse.

Giyen onu, süzüle,
Sallana güle güle;
(Emre)nin bu sözünü
Ârif, hem âşık bile. (2)


(1) Muhallanmak = bir şeyi garip, tuhaf ve acayip bulmak.
(2) Bile = bilsin.